• Toplam 0 kullanıcı çevrimiçi :: 0 kayıtlı, 0 gizli ve 0 misafir (son 30 dakika öncesinden itibaren aktif olan kullanıcılar temel alınır)
  • Bugüne kadar en çok 179 kişi 21 Eyl 2011, 11:33 tarihinde çevrimiçi oldu
  • Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir
Bannerı Kapat

Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Re: Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Mesajgönderen Baryshx » 09 Şub 2012, 14:58

Fallen yazdı:Tam tersi. Üsluba biraz dikkat edelim, "yemekleri de iğrenç" demek felan hoş olmuyor. Empati diye bir şey var bunu kullanmak lazım arasıra ;) Yemekler kime göre neye göre kötü ? Dünya'da hangi anayasada yazıyor bu? Bir toplumsal sözleşmede yazıyor mu? O zaman kötü değil. Lezzet duygusu göreceli bir kavramdır dolayısıyla kötü diye kestirilip atılamaz. Bizim kokoreçimiz çok mu temiz iç açıcı? :D Kültürleri eleştirmek yerine anlamak ve sonuna kadar saygı duymak lazım. Bizim tam zıttımız demişsin. Tam tersi biz nereden geldiğimizi unuttuğumuz için böyle bir algı var. Biz asya kültürüne aitiz. Uzun yıllar orta asyanın en büyük devletlerine sahip olan kimdi? Dolayısıyla bize asya kültürü ters değil biz kültürel erozyona uğradığımız için yabancı ve tuhaf geliyor. İntihar olaylarının disiplinle çalışmakla zerre kadar alakası yok. Günümüzde yaşamak için paraya ihtiyacımız var. Parası olmadan bırakın konforlu yaşamayı hayatta kalan birisini gösterin? Bu parasal sistem insanları öyle bir psikolojik bunalıma sokuyor ki artık gelirler giderleri karşılamıyor, düzgün yaşamak için daha fazla para, daha fazla para için daha fazla çalışmak gerekiyor. Hergün senden daha fazlasını istiyor bu sistem. Tabii doğal olarak psikolojileri bozuluyor ve kültürün değil sistemin zorluklarından dolayı ihtihar ediyorlar. Bizim ülkede böyle sebeplerden ihtihar etmez kimse tabi çünkü şu mantık var "amaaaan boşver boç alırız ordan burdan şurdan koyver gitsin". Tam bir batı mantığı hazır yiyicilik. Japonlar "bence" bizdeki bu düşünceyi kendilerine yakıştıramadıkları için parasal-psikolojik sorunlardan intihar ediyor.

Yanlışlarım varsa affola bizi en iyi kenji aydınlatır. Ama ben bu konulardaki kendi görüşümü belirttim.


öncelikle Ramen, Japon yemeği değil. Çinlilere ait çoğu Japon yemekleri,gelenekleri hatta Japonca'nın bir kısmı (Kanji) bile Çinlililerden alınma, biraz da Koreli'ler den ;)

Başka türlü nasıl belirtebilirim, yemekleri hoş değil mi desem mesela. yemekleri Bizim mutğafımıza göre kötü tabi ki, bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Türk mutfağının damak zevkine aykırı, bence yemeklerini iyice incele içine neler koyduklarına özellikle...birde zaten kokoreçten hiç hoşlanmam,ama eminim Çin ve Japonya da kapışılır, zaten öyle oluyor, bir haberde dinlemiştim, Çin'e ihraç ediliyormuş yoğun istek varmış XD evet Asya kültürüne aitiz ama Küçük Asya, doğruyu söylemek gerekirse bizim arık onlarla pek alakamız kalmadı, sadece bazı adetler,gelenekler ve ananeler...ama o kültürün içinde Japonya yok onu nereden çıkartıyorsun, bilmiyorum onlar apayrı, daha çok Kore, birazda Çin'den etkilendiler. Çin desen tamam diyeceğim veya Endonezya, 1913 kadar Çin'i Türk kökeninden gelen aileler yönetiyordu. Kubilay'ın soyundan gelenler. ama biz Türklerin Japonya ile bir bağlantısı olmadı...yazılan tarihte, ondan önce omuşsa bilemem 1000 lerce yıl önce belki...birde intiharları paraya bağlaman bence insanlığa hakaret, o zaman Afrikalılar ve Dünyanın diğer tüm devletlerinde yaşayanlarında öyle yapması lazım, bu konuda neden Japonlar daha hassas oluyormuş, öteki ülkelerde yaşayan insanlar, daha az mı insan veya daha az mı hassas bu konuda, onlar parasızlık içinde aç,susuz yaşamaktan zevk mi alıyorlar. bence Japonların intihar sebebi Ruh veya inanç açlığı, maddi açlık değilll benceee...tabi dini inançlarda etkili ama Japonların dini inançlarıda oldukları pek söylenemez, hangi din veya inançta, hatta idealde intihar var, veya intihar bir çözüm? Budizm,Hinduizm,Konfüçyüsçülük,İslam,Yahudilik v.b...Dünyanın diğer taraflarında böyle şeyler olmaz çünkü inanç var, bazı marjinaller gruplar hariç. istatisliklere bakabilirsin Japonya bu konuda dünya 1 ncisi, zaten haberlerde sık sık dek geliyor toplu intiharlar, veya uyduruk tarikatların toplu intiharları...hatta para fazla geliyor ondan intihar ediyorlar bile denebilir, saadet zincirleri yüzünden, bizim bir ara çıkan Titan'cılar gibi :D neyse zorla UKALA olmak zorunda kaldım, böyle ahkam keserek XD
Resim

Üye Seviye 2
Kullanıcı avatarı

Mesajlar: 29
Yaş: 29
Kayıt: 04 Şub 2012, 14:59
Konum: Eskişehir
Cinsiyet: Erkek

Re: Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Mesajgönderen lordfire » 09 Şub 2012, 17:19

Japonların yemeklerine iğrenç diyemezsin. Onların damak tadı öyle. Yemeklerine domuz eti de koysalar köpek eti de koysalar bizi hiçbir şekilde ilgilendirmez. Bizde kokoreç, beyin çorbası, işkembe çorbası, kelle paça gibi farklı kültürlere iğrenç geleblecek şeyler yiyoruz. Avrupa Birliği bunları yasaklamamızı istiyor diye ayağa kalkıyoruz.
Japonya'da dana eti domuz etine göre daha pahalı ve lükstür. Bu sebeple en çok tüketilen etin domuz eti olması gayet normal.
Din meselesine gelince animelerde gördüğüm kadarıyla büyük bir tanrının yanında binlerce koruyucu ruh tarzında tanrıları var (belki onbinlerce). Bu açıdan bakılacak olursa aslında japonlarla oldukça benzeriz. Eğer islamiyette bu konuda bu kadar katı kurallar olmasaydı bizde japonlar gibi her türbede yatanı tanrı ilan ederdik. Bu kadar katı kurallar olmasına rağmen türbeleri tapınak ilan edenler yok değil. Ayrıca japonlar bu inançların hakim olduğu bir ortamda doğup büyüyorlar. Nasıl Bodrum gibi Marmaris gibi gece hayatının etkin olduğu yerlerde büyüyen insanlar çoğunlukla alkol kullanmayan bir gencin normal olduğunu düşünürken Osmaniye gibi yerlerde büyüyenler alkol kullanan bir insanın dışlanması gerektiğini düşünebiliyorsa herkesin şintoist olduğu ve aynı anda birkaç dine inanabildiği bir ortamda büyüyen bir kişinin bu mantığı benimsemesi de tuhaf bir şey olmasa gerek.
İntihar ise bildiğim kadarıyla bir çok dinde yasak. Hatta islamiyette intihar eden kişi direkt cehenneme gidiyor. Japonlarda ise intihar etmek kirlenen onurunu temizlemenin en kesin ve en kısa yolu (ayrıca sanırım tek yolu).
Ve japonların bizle tam tersi olduğunu hiçbir şekilde düşünmüyorum. Hatta bir çok açıdan benzer olduğumuzu düşünüyorum. Örneğin bildiğim kadarıyla Avrupa ve Amerika'da karşındaki senden ne kadar büyük olursa olsun sadece adıyla (yada soyadıyla) seslenmenin hiçbir sakıncası yok. Filmlerde görüyoruz adam kayın babasına direk ismiyle sesleniyor. Kardeşler birbirlerine her zaman isimleriyle sesleniyor. Hatta bazıları anne babalarına bile adıyla sesleniyor. Bizde ve Asya kültüründe bizden büyük kardeşlerimize ve bizden birkaç yaş büyük olan herkese ağabey(abi)/abla şeklinde sesleniriz -Gerçi japonlar 20 li yaşlarda olanlara her türlü nii/nee-san/chan eklinde sesleniyorlar sanırım-. Daha büyük olanlara amca/teyze deriz ("teyze"yi kullanacağınız kişiye dikkat etmezseniz söylediğiniz son kelime olabilir tabi :D).
Çalışkanlık tembellik meselesinden bahsedecek olursak. Aslında ne japonlar bu kadar çalışkandı eskiden ne de biz bu kadar tembeldik. Japonlar 2. dünya savaşında kötü bir yenilgi aldıktan sonra bir daha bunları yaşamamak için gelişmeye başladı. Bu sırada çalışmayıp yatanları elbette hor gördüler. Böyle olunca da çalışkan olmak toplumda kabul görmek için bir gereklilik haline geldi. Bu gün bile gece geç saatlere kadar çalışmayan gençleri ayıpladıkları söyleniyor. Ne kadar doğru bilinmez tabi. Bizse lale devrinden önce o kadar büyük adam yetiştirdik. Sizce rahatına düşkün bir millet bunu yapabilir mi? Lale devrinde devlet insanlar rahatlasın diye zevke ve eğlenceye yönelince insanlar ister istemez tembelleşti. Klasik Gömleğin bir düğmesi yanlış iliklenince gerisi de yanlış gider mantığı oldu o iş.

Düşüncelerimi pek iyi toparlayamamış olsamda umarım anlatmak istediğimi anlamışsınızdır.

Üye Seviye 16
Kullanıcı avatarı

Mesajlar: 1131
Yaş: 18
Kayıt: 18 May 2011, 23:51
Konum: Pandora'nın yanında Ogre'ye karşı dövüşüyor
Cinsiyet: Erkek

Re: Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Mesajgönderen Kenji » 09 Şub 2012, 19:49

Gelişigüzel Bombardıman -4- *145

Çok zor konulara girilmiş, biraz çekindim ama bişiler yazmak zorunda hissetim kendimi.

Yemek

Japonların yemek kültürleri birçok diğer ülkelere göre marjinal. Ülkede büyükbaş hayvancılık neredeyse hiç yok. Balıklara ve küçük topraklarında ektiklerine bağımlı oldukları söylenebilir. Balıkların da bildiğim kadarıyla 75%’i ithalmiş.
Ramen muhabbeti nereden çıktı bilmiyorum ama doğru, Çin yemeğidir. Ama antiparantez cup-ramen (hazır ramen) Japon icadıdır =) Benzeyen Japon yemekleri: soba, udon, somen’dir. Hepsini severim, rameni de severim ama udon favorim.

Herkes yemekler hakkında istediğini düşünebilir. İğrenç denirse biraz üzülürüm, ama o kadar. Japonya’ya giderseniz sushi’den başka şeyler yendiğini hatta sushi’nin yemek kültürünün 1000’de biri bile olmadığını herkes teslim eder.
Çok çeşitli ekmekleri vardır. Tuzlularda tunalı-mayonezli, mısırlı-mayonezli, curry’li gibi, tatlılarda reçelli, üzümlü, anpan, melonpan gibi orijinal ekmekleri var (bu da aslında Avrupa’dan özendikleri bir yemek tarzı, ama herhalde kimse çıkıp Fransa’da melonpan gördüğünü söyleyemez).

Sebze yemekleri ve turşuları gibi şeyler de var, şimdi çok derinlere gitmeyeyim, ama pilav ve soya fasulyesi ana malzemeler denilebilir. Dolayısıyla size yabancı evet, ama ben çocukluğumdan beri yediğim şeyler olduğu için en azından ben çok seviyorum.

Japonya’da kokoreç hiç görmedim, ama döner birçok büyük şehirlerde bulabilirsiniz. Kapışılmaz, ama özellikle yemeye gidenler olduğunu biliyorum.

Din ve İntihar

Dinleri bahsetmiş olabilirim. Shintoism ve Buddhism karışımıdır. Daha doğrusu ikisi birdendir. Buddhism’in de birçok tarikatı vardır bunlardan Japonya’da en yaygını Zen’dir. Şimdi Japonların dinsiz olduğunu söylemek biraz zor, ama belki herhangi bir Japon’a gidip sorarsanız dinsizim diyebilir. Bu ayrı bir mesele. Fakat bizim açımızdan bakıldığında dinsiz görünmeleri genelde bizde İslamiyet’in çok koyu ve kültürü derin bir din olmasından ve diğer dinlerin de az çok benzer kuralları içerdiğini düşünmemizden kaynaklanıyor. Nasıl Jupiter gazlardan meydana gelmiş, Dünya ise kayalıklardan meydana gelmiş, ikisini birden “gezegen” diye adlandırıyorsak (ki aralarındaki fark gerçekten bundan çok daha fazla), dinlerin de birbirine çok benzemesini beklemek yanlış.

Biraz romantik arkadaşlar darılacak ama, intiharın dinle malesef pek alakası yok. Japonlarda bushido kültürünün yarattığı zorlama bir toplumsal alışkanlık denilebilir sanırım. Tarihte de birçok örneği olduğu gibi, 2. Dünya Savaşı’nda Amerikan Kuvvetleri’ne esir düşmemek için de toplu intiharlara gittikleri biliniyor. Bunun dinle hiç alakası yok, bu da imparatorluk dönemindeki ultra-nasyonalist dönem geçiren Japonların zorla yaptırıldıkları bir eylemdir. Ama neticesinde bunun kendi kültürlerine öyle ya da böyle işledikleri bir kesin.

Günümüzde Japonlar niye intihar eder sorusunun da tam doğru yanıtını tek kelimeyle vermek çok zor diye düşünüyorum, ama kısaca özetlersek “stres”. Japonya gerçekten sosyal bakımdan çok üst seviye bir ülke. Herkes birbirinden “iyi insan” olmasını bekliyor. Yol vermek istemiyor olabilirsiniz, ama Japonya’da ne olursa olsun verirsiniz (isteyerek yol veren insanlar yok demek değil tabii ki). Yanınızdaki ile konuşurken başkaları rahatsız olmasın diye kısık sesle konuşursunuz. Trene binerken geçtiğiniz turnikelerde otomatik ödeme kartınız hep dolu olur ki, turnikeyi tıkayıp arkanızdakileri bekletmezsiniz. İş yerinde her fırsatta kişisel şeyler konuşmazsınız (sadece çay molasında konuşurlar, gerçek, biliyorum =D). Tokyo’da her şey apaçık belirgin, hangi saatte hangi trene bindiğinizde nereye gidebileceğinizi her tabloda görebildiğiniz halde sırf tablolara bakmaya üşendiğiniz için etraftaki insanlara soru sormazsınız (yabancılar tabii ki sorabilir, bu söylediğim Japonlar için). Sürekli etrafınızdakileri de düşünmeye mecbursunuz. Dolayısıyla gerçekten insan acayip stres oluyor. Ben dahi gittiğimde bu stresi hissediyorum.

Kültür

Kanji’yi Japonların Çinlilerden aldığı söylenebilir. Ama yine de fazlaca sığ bir söylem olacaktır. Neticesinde “Çinli”ler derken tanımlamaya kalkıştığımız 2 milyar’a yakın (Tayvan, Malezya, Singapur vs.’yi saydığınızda) insanın da babalarının Kanji’yi keşfettiklerini söylemek çok zor. Eğer böyle bir şey diyeceksek “Canton’lar da Mandarin’lerden Kanji’yi aldılar” gibi garip cümleler kurmak gerekecek. Yani aslında Kanji o bölgede ortak olarak geliştirilen bir yazı sistemi. Teslim edersiniz ki Japonca’da olan birçok Kanji’nin Çince’de olmadığı ve tersinin de geçerli olmadığı aşikar.

İçlerine kapanık olmaları ile anime ve hayalgüçlerinin iyi oluşunu bağdaştırma görüşü biraz fazla zorlama diye düşünüyorum =). Önceki bir post’ta da yazmıştım, yapısalcılık (structuralism) felsefesinin de işaret ettiği gibi, bir şeyin var olabilmesi için önce olgusu olması gerekiyor. Yani aslında kültürlerinde olan bir şey olduğu için bunu hayal edebiliyorlar diyebiliriz. Ve bana sorarsanız Örümcek Adam, bence Madoka Magica’ya göre çok daha yaratıcı XD (sarcasm intended).

Kültürel olarak değerlendirirsek, Japonya çok uzun bir süre (yaklaşık 400 sene) dış dünyaya kapalı bir şekilde geliştiği için, kültürel olarak çok farklılar. Yani Asya kültürü de denilemez onlara. Biz de belki aramızdan çok cüzi bir kısmımızın ataları Orta Asya’dan gelmiş olsa da hepimiz çok iyi biliyoruz, hiçbirinizin gözü çekik değil.

Japonların kültürü için, Galapagos adasında gerçekleşen evrimleşmeyi (bu ada diğer dünyadan milyonlarca yıl bağımsız kaldığı için, oradaki canlılar dünyanın geri kalanından çok farklılık gösterir) örnek gösterebiliriz hatta =D, o kadar farklılar yani. Onlarla yaşamak, adapte olmak sadece bizim için değil, tüm diğer dünyalılar için zor =).

Ultra-uzun yazı oldu, ama merak eden okur. Kthx.

Some beast runnin' on rampage:
~ミクちんパーンチ!~
http://www.youtube.com/watch?v=-oKSYBuS ... re=related
(´・ω・`)知らんがな

Kenji
Kullanıcı avatarı

Mesajlar: 58
Yaş: 23
Kayıt: 20 Kas 2011, 09:21
Konum: 桃源郷!
Cinsiyet: Erkek

Re: Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Mesajgönderen Kenji » 11 Şub 2012, 08:44

Bu biz Türkler =) için yaygın bir alışkanlık ama lütfen kendimiz bir araştırıp ithamlarda öyle bulunalım, gerçi Japonya da iyi yerde değil ama =D:

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_co ... icide_rate
~ミクちんパーンチ!~
http://www.youtube.com/watch?v=-oKSYBuS ... re=related
(´・ω・`)知らんがな

Kenji
Kullanıcı avatarı

Mesajlar: 58
Yaş: 23
Kayıt: 20 Kas 2011, 09:21
Konum: 桃源郷!
Cinsiyet: Erkek

Re: Japonları ve Kültürlerini Anlamak

Mesajgönderen pachinko » 11 Şub 2012, 13:54

ARKADAŞLAR ALTTAKİ KÖŞE YAZISINI OKUMANIZI ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM.

HARAKİRİ
Batı medeniyetinin dışında kalan toplumlar arasında paralellikler aramak yaygın bir alışkanlık.

Hele aralarında başarılı olan, yani kendisini Batı'ya eşit konumda bir küresel aktör olarak kabul ettirmiş olanlar varsa, bu toplumların sembolik anlamı daha da artıyor. Örneğin Türkiye için de Japonya uzun süre ideal model olarak algılanmış ve bir gün 'Japonya gibi' olma hayalleri kurulmuştu. Oysa iki ülke arasında, Batı'dan farklılık anlamında bir yakınlık kurulabilse de, Batı'yı bir kenara bıraktığınızda benzerlikler hızla azalmaktaydı.

Japonya ataerkilliği bütün toplumsal modeli kuşatacak kadar güçlendirmiş ve hayata geçirebilmiş bir ülke. Herkesin yerini, sözünü bildiği, buna razı olduğu, hiyerarşinin katı sosyal kurallara dönüştürülerek 'kültürleştirildiği' bir ülke... Ne var ki, dinin son derece bireyci bir algılamaya dayanmasının da gösterdiği üzere, söz konusu ataerkilliğin kamusal karşılığı inanç değil, devletle olan bağ ve bunun yol açtığı bağımlılık. Söz konusu durum son derece kendine özgü bir zihni yapı oluşturmuş durumda: Devletin manevi kıskacı altında sıkışıp kalan toplum, bu otoriter dünyayı normalleştirmek, içselleştirmek, onun parçası olmak zorunda.

Böyle toplumsal yapılarda statü, saygı, biriciklik duygusu, sorumluluk taşıma gibi özellikler bir anlamda 'kurucu' kişilik nitelikleri haline gelebiliyor. Bu nedenle kişisel başarısızlıklar, yani birinin kendisinden beklenen işi layığınca yapamaması son derece ağır bir psikolojik yük. Bu ise çoğu zaman kişinin kendisine zarar vermesiyle sonuçlanabiliyor. Japonya halen en yüksek intihar oranlarına sahip ülkelerden biri. İntihar yöntemlerinin en bilineni ise tamamen bu kültüre has olan 'harakiri'... Yani bir bıçağı karnınıza hızla saplayıp, ardından yana doğru çekerek kurtuluş ihtimalini yok etmeniz.

Diğer taraftan Anadolu toplumu ise bizzat toplumsal hayatın normları konusunda her zaman aşırı pragmatik oldu. İdeolojileri, içinde yaşam alanları üretilebilen geniş şemsiyeler gibi kullandı. Ataerkilliği gündelik hayatın akışı içinde sıradanlaştırıp, devlet otoritesi karşısında koruyucu bir kalıba dönüştürdü. Böylece din, fundamentalist bir çizgiye doğru kaymaktansa, sürekli adaptasyon aracı olarak kullanıldı ve topluma nefes aldırdı. Devlet ise, her zaman sahip olunması gereken, kamusal alanda yüceltilen, ama özel hayatın gerçekliği içinde horlanan bir 'toplumsal yük' olarak taşınageldi. Bu tarihsel doku, şüpheci, komplocu, ama aynı zamanda gerçekçi ve temkinli bir insan malzemesi yarattı. Sorumluluk almama, daha doğrusu sorumluluğun alanını özel hayata indirgeme şeklinde bir savunma ve direnme mekanizmasına yaslanıldı. Bugün Türkiye toplumunda da spektaküler intiharlar var ama bunlar kendini yakma örneğinde olduğu üzere, kişinin toplumdan kaçışını ima etmeyip aksine kişiyi toplumsallaştıran, kişiyi siyasetin dışında değil, içinde konumlandıran eylemler.

Ancak Türkiye devletin de bizatihi cemaatleştiği, kendi kültürünü ürettiği bir ülke... Aynı pragmatik ve ataerkil toplumsal arka plandan gelseler de, devlete 'intisap' etmiş olanların kendilerine has bir davranış kodu var. Devletin korunması, kendini adama, sorgusuz hizmet, kurumsal menfaatin kollanması işin bir yönü... Şahsi çıkar arayışı ise, bir yozlaşma olarak sunulsa da, pek de ağır bir yük oluşturmamakta. Asıl taşınması güç olan yük, her otoriter kültürün Aşil topuğu olan 'başarısızlık'... Çünkü söz konusu zihni tavırda, başarısızlığı bir başkasına devrederek ondan kurtulamazsınız. Başarısızlık sizi ömür boyu takip eder ve cemaatinizin her üyesinin gözlerinde itham edici bakışı fark edersiniz. Bu durumda en 'rasyonel' hareket, belki de başarısızlıkla itham edilmeden önce harakiri yapmak olacaktır.

Ne var ki bunu yalnız başınıza yaparsanız, insanların sizin bu hareketi niçin yaptığınızı anlamalarını engellemeniz kolay olmaz. Sizi 'beceriksizlik' yaftasıyla ilelebet mahkum edebilirler. Dolayısıyla en iyisi toplu intiharlardır. Çünkü bu durumda herkes olayın nedenini kişiliklerin dışında arar, hatta eyleminizin özel ve tarihî bir anlamı olduğunu bile düşünebilir. Öte yandan toplu intiharlar kişiliğe değil, doğrudan topluma gönderme yaptıkları ölçüde başka intiharları da özendirebilir, çünkü kişisel eylemin 'toplumsal mesaj' taşıdığı algısını yaratır. Hele başarısızlığınızın ardında toplumla bağ kuramamak, toplumu etkileyememek, kısacası istediğiniz halde siyasete müdahil olamamak gibi bir durum varsa, toplu intihar sayesinde bu siyasi etkiyi yapma şansını da elde edebilirsiniz. Nihayet eğer hâlâ toplum tepki vermezse, bu toplumun 'zaten' duyarsız olduğunun kanıtı olacaktır.

Diyebilirsiniz ki Japonya'dakiler gerçekten de kendilerini öldürüyorlar, ama bizimkiler sadece istifa ettiler. Haklısınız... Ama başta da dediğim gibi, Anadolu insanı fazlasıyla pragmatik ve gerçekçi oluyor. İyi bir şey... Hem sembolik harakiri yapabiliyorsunuz, hem de kimse ölmüyor.


ETYEN MAHÇUPYAN
ZAMAN GAZETESİ YAZARI

(Umarım telif haklarına aykırı bir şey yapmamışımdır.)

Üye Seviye 1
Kullanıcı avatarı

Mesajlar: 11
Kayıt: 09 Oca 2012, 04:00
Cinsiyet: Belirtmek İstemiyorum

Önceki

Dön Japonya ve Japon Kültürü

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir

Kimler çevrimiçi

Toplam 0 kullanıcı çevrimiçi :: 0 kayıtlı, 0 gizli ve 0 misafir (son 30 dakika öncesinden itibaren aktif olan kullanıcılar temel alınır)
Bugüne kadar en çok 179 kişi 21 Eyl 2011, 11:33 tarihinde çevrimiçi oldu

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir